Türkçe İngilizce

“Lohusa Kafası” Ne Zaman Tehlikelidir? Doğum Sonu Depresyondan Nasıl Ayırt Edilir?

“Lohusa Kafası” Ne Zaman Tehlikelidir? Doğum Sonu Depresyondan Nasıl Ayırt Edilir?

“Meğer sütmüşüm ben, ilaçmışım, balmışım.

Meğer kokum birine cennetmiş, sığınakmış, yuvaymış…”

 

Nil Karaibrahimgil’in anne olduktan sonraki duyguları. Kadınların anne olduktan sonraki dönüşümlerini güzel özetleyen, şiir tadında bir beste. Ancak maalesef ki her kadın bu duyguları yaşayamıyor. Özellikle Türkiye’nin uluslararası emzirme danışmanı ünvanına sahip ev ziyaretleri ile destek veren tek kişisi olunca, gördüğüm ve karşılaştığım doğum sonu ev tabloları hem çözümü zor vakalar oluyor, hem de maalesef olağanın biraz dışında.

“Annelik” her kadında farklı duygular yaratıyor

“Bebeğin doğumuyla, anne sevincinden uçuyor elbette. Ama bu arada bedeni keskin bir altüst oluş yaşıyor. Ve henüz toparlanmaya fırsat bulamayan bedene hızla yeni görevler yükleniyor. Postnatal aşama “artık” ile “henüz” arasında bir noktanın adı. Artık hamile olmayan ama henüz anne olduğunu da tam anlamıyla idrak edemeyen kadının arada kalmışlığı, sıkışmışlığı, kafa karışıklığı. Bir eşik. Araftan bir kesit belki de.

Elinde ya bir bardak ya bir kâse, devamlı bir şeyler içmekte ya da yemekte. Ama kaç tane loğusa şekeri tüketirse tüketsin, ne kadar ısırgan otu içerse içsin, dolduramıyor memelerini. Vicdan azabı kemiriyor içini. Sütü yetmediği için üzülüyor, üzüldüğü için yetmiyor sütü.”

Emzirme problemleri buzdağının görünen kısmı

Nil’inkinden farkı olarak Elif Şafak otobiyografik Siyah Süt kitabında duygularını işte bu cümlelerle paylaşmış. Benimde karşılaştığım durumları özetliyor. Doğum sonu hüzün, depresyon diye tanımlanan pek çok durumda “emzirme problemleri” sanki buz dağının görünen yüzü. Eve gittiğimde görüyorum ki, altında kocaman bir hüzün, üzüntü, kaygı, endişe, stres ve pek çok ruhsal travma var. Son zamanlarda özellikle bu tablolarda bir artış da gözlemliyorum. Artışın nedeni olarak modern zaman doğum şekillerini sorgulamak lazım.

Doğum sonu dönem aile için bir krizdir

Bunun yanı sıra hamilelerde korku yaratacak şekilde, mama kullanımı, sezaryen hakkındaki görsel ve yazılı medya, sosyal medyada yer alan pek çok ileti de sorgulanmalıdır. Çünkü karşılaştığım vakalarda gördüm ki, okuduklarından sonra kendini kafasındaki senaryoyu yaşamaya koşullandırmış bir anne, gerçekte bunu yaşayamayınca kendisini inanılmaz derecede suçlu hissediyor. Çünkü koşullar ne kadar harika olursa olsun, aileye yeni katılan bir bebekle birlikte, uyum süreci kendi başına bir kriz olabiliyor. Tabloya bir de olumsuz koşullar eklenince doğum sonu depresyon kaçınılmaz olabiliyor.

Cinsiyete özgü yatkınlık

Depresyon konusunda cinsiyet ayrımı oldukça bariz bir fark yaratıyor.  Kadınlar erkeklere oranla 1.7 ile 2.7 kat yaşam boyu depresyona daha fazla yatkın. Bu yatkınlık özellikle kadınların üreme hormonlarının çalkantılar gösterdiği dönemlerde artıyor. Mesela kadın hamile olmasa bile normal siklüsunda adet görmeden hemen önceki 10 günlük dönemde gergin, sinirli olabiliyor yani premenstrual sendrom tablosuyla karşılaşabiliyor.

Doğum olayı yatkınlığı arttırıyor

Doğumda dokuz ay boyunca baskın hormonun, doğumdan hemen sonra bedenden çekilmesiyle, kadın kendisi için yeni olan bu tabloya uyum sürecinde zorluklar yaşayabiliyor. Bu zorlukları atlatmak veya atlatamadan şiddetlenmesi, kadının etrafındaki çevresel koşullardan kaynaklanabiliyor. Mesela etrafında iyi bir sosyal destek ağı olan, ev işlerine yardımcı, varsa diğer küçük çocukla ilgilenilmesi, kadının dinlenmesine fırsat tanınması, eş desteği gibi faktörler bu dönemin kolay atlatılmasını sağlıyor. Evlilik problemleri, kadının bu dönemde yardımcısının olmaması, daha önce var olan depresyon hikayesi, istenmeyen bir gebelik gibi durumlar ise tabloyu ağırlaştırıcı risk faktörlerinden bazıları.

Lohusalıkta ruhsal sorunlar çeşitlilik gösteriyor

Doğum sonu şiddetleri birbirinden farklı üç tablo ile sıklıkla karşılaşılıyor. Bunlardan en hafif olanı doğum sonu hüzün, postpartum blues ya da baby blues olarak isimlendirilen tablo.

Postpartum hüzün (lohusalık hüznü), genelde doğumdan sonraki ilk bir hafta içinde görülen geçici bir depresyon tablosudur. Doğum yapan kadınların %50-80’inde görülmektedir. Hüzün, ruhsal durumda dalgalanmalar, öfke, ağlama, iştahsızlık, uyuyamama ve hayal kırıklığı gibi duygular ile kendini belli edebilir. Genelde etrafındakilerden anlayış, destek ve güven alıyorsa, tedavi gerektirmeksizin, kendiliğinden geçer. Tersi durumlarda uzayabilir ve daha ciddi bir tablo olan depresyona geçebilir.

Doğum sonu depresyon (Postpartum depresyon), %10-22 arasında görülmektedir. Yukarıda bahsedilen tabloya ek olarak, depresif annelerin %41’inin bebeğine zarar vermeye yönelik fikir taşıdıkları, %10’unun da bunu gerçekleştirdikleri belirlenmiştir. Tedavisinde ilaç kullanımı ya da psikoterapi gereklidir. Elif Şafak bu tabloyu yaşamıştır.

Lohusalık depresyonunun belirtileri;

  • Uzun süren ağlama krizleri
  • Mutsuz, üzgün, sıkıntılı ve suçlu hissetme
  • Konsantrasyon problemleri, yorgun ve bitkin hissetme
  • Bebek beslenmesi ve bakımına ilişkin kendini yetersiz hissetme, iyi bir anne olmadığını düşünme
  • Eşyaları koyduğu yeri hatırlayamama
  • Eskisi kadar keyif alamama
  • Uykularında kabuslar görme, uyku bozuklukları
  • Böyle hissetmeye daha fazla devam etmek durumunda olmaktansa ölmüş olmayı isteme

 

Lohusalık psikozu; Doğum sonrası dönemde ortaya çıkan psikiyatrik bozuklukların en şiddetli olanıdır. Binde bir ya da iki oranında görülmektedir. Yukarıdaki tabloya ek olarak, 48 saat veya daha fazla uyumadan devam etme, olmadığı halde sesler duyma, düşüncelerinin ona ait değilmiş gibi hissetme, bebeğinin şeytan olduğunu düşünme, kendisine zarar vereceği korkusu, intihar düşünceleri, ileride bebeğinin acı çekmemesi gibi düşünceler nedeniyle bebeğini öldürme gibi davranışlar gözlenebilir. Lohusalığın erken döneminde ortaya çıkar ve uzun sürebilir.

Kimler daha yatkın ?

Postpartum depresyon için pek çok risk faktörü tanımlanmıştır. Birden fazla çocuk, geçirilmiş depresyon hikayesi, sigara kullanımı, düşük eğitim ve gelir seviyesi, doğum şekli, emzirme problemleri yaşayanlar daha yatkındır. Sosyal destek ağının iyi olması, eş desteği koruyucudur.

Korunmak için neler yapılabilir?

Doğum sonu bu hassas dönemde, tek odak bebek olmamalı, annenin de ihtiyaçları dikkate alınmalıdır.

Kadının sosyal çevresinden aldığı destek; hamilelik süresinin daha mutlu geçmesi, annelik rolüne daha kolay uyum sağlaması ve doğum  sonrası sorunların azaltılması bakımından  oldukça büyük bir öneme sahiptir.

Çalışmalar göstermiştir ki, doğum sonu dönemde görülen ruhsal bozuklukların önemli nedenleri arasında sayılan sosyal destek yetersizliğine ek olarak; hormonal değişimler, planlanmamış gebelik, evlilik uyumsuzluğu ve stresli hayat şartları da gösterilmektedir.

Bu sitede yer alan tüm yazılı ve görsel materyaller emzirmedanismanligi.com sitesine ve site sahibine aittir. copyright © 2015 - 2017