Türkçe İngilizce
gelecek nesillerin “sevgi kapasitelerini” düşünme zamanıdır

Sezaryen Farkındalık Ayı, gelecek nesillerin “sevgi kapasitelerini” düşünme zamanıdır

ICAN (The International Cesarean Awareness Network) Uluslararası Sezaryen Farkındalık Ağı tarafından nisan ayı; sezaryan farkındalık ayı olarak belirlenmiştir. Amacı, önlenebilir sezaryen doğumları azaltmak, sezaryen sonrası iyileşmeyi desteklemek ve sezeryan sonrası vaginal doğumları teşvik etmektir.

Her kadının istediği şekilde doğum yapma hakkı olduğuna inanıyorum. Bu yazının amacı, doğum şekilleri üzerinden hem cinslerimi, kız kardeşlerimi yargılamak ya da kategorize etmek değildir. Yeterince iyi annelikleri ile doğum şekilleri arasında bir ilişki kurmak asla değildir.

Bu yazının amacı doğum şekillerinin sevme kapasitemiz üzerine etkilerini Dr. Michel Odent’in bakış açısıyla sunmaktır.

Doğum şeklimiz, doğuştan getirdiğimiz sevme yeteneğimizi etkiliyor

Bazı kadınlar için doğum korkulu bir olayken, sezaryen doğum onlar için güvenli bir doğum deneyimi sunabilir. Buna hiç itirazım yok. Burada sunmaya çalıştığım şey; Dr. Michel Odent’in  Çiftçi ve Doğum Uzmanı ile Sezaryen kitaplarında bahsettiği hipotezini açıklamak.

Dr. Odent, Fransız bir doğum hekimi olmakla birlikte; günümüzde en güçlü doğal doğum teşvikçilerinden biri olarak kabul edilir. Kitaplarında öne çıkarttığı ve benim de benimsediğim bir hususu paylaşmak istiyorum. Der ki; bir ülkenin suç oranı istatistiklerine bakıldığında; o ülkenin sezaryen doğum oranı ile doğru orantıda olduğu görülmektedir. Mesela; mafyasıyla ünlü İtalya, en yüksek sezaryen oranlarına sahip ülkelerdendir. Yunanistan, Türkiye benzer şekilde suç oranları ve sezaryen oranları yüksek diğer Avrupa ülkelerindendir. Karşıt uç olarak sezaryen oranlarının daha az olduğu Hollanda, Avusturalya gibi ülkelerde suç oranları da azdır. Bu ilişkiyi Dr. Odent şöyle açıklar: Bir insan yavrusu yaşama gelirken sonsuz, sınırsız bir sevme kapasitesi ile gelir. Ancak yaşamın ilk dakikalarında ona neler yapıldığı onun doğuştan getirdiği bu sevgi kapasitesine zarar verebilir. Örneğin; yaşamda ilk annesi ile buluşup, onun sıcacık göğsüne konan bir bebek ile; sezaryen doğumlarda ellerinde plastik eldivenler, yüzlerinde maske ve bonelerle annesi yerine yabancılarla karşılaşan ve anne göğsü yerine ısıtıcı altına konan bebekler arasında sevme kapasiteleri açısından fark olabilir. Anne-bebek ayrılığındaki yenidoğanın tepkilerinin “doğal” akabilmesi ya da teris durumda “umutsuzluk”, “çaresizlik” yaşaması buna bağlıdır. Beynin sinir ağının kablolanması yine yaşamın ilk dakikalarının nasıl geçirildiğiyle yakından ilişkilidir. Nitekim sevme kapasiteleri zarar gören çocuklar, suç işlemeye, şiddete meyilli olabilir. Tümdengelim ile bakıldığında; bugün sezaryen oranı yüksek İtalya, Amerika, Yunanistan, Türkiye gibi ülkelerde suç oranları ile sezaryen oranlarının yüksek olduğunu görmekteyiz.

Yetişkinlikte kim olduğumuzu primal sağlık düzeyimiz belirliyor

Primal dönem (anne karnı, doğum ve doğumdan sonraki yıl) ile sonraki yaşamdaki sağlık ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi araştırır. Primal dönemde neler yaşadığımız oldukça önemli etkilere sahip. Primal sağlık araştırmaları merkezinde oldukça ilginç araştırma sonuçları paylaşılıyor. Dr. Odent’in Primal Sağlık kitabında verdiği örneklerden biri; doğum anında uygulanan müdahaleler ile yetişkinlikteki intihar biçimleri arasında bir ilişki var. Şizofreni, alkol bağımlılığı gibi pek çok durum primal dönemdeki deneyimlerin izlerini taşıyor.

Sevgi dolu nesiller ebelerin ellerinde yükseliyor

Dr. Odent’in suç oranları ve ülkelerin sezaryen oranlarındaki ilişkiye dönecek olursak, tam da burada bir ortak istatistik daha dikkat çekiyor. Sezaryen oranı düşük ülkelerde, doğumları ebeler yaptırıyor. Hollanda gibi oldukça yüksek vaginal doğum oranlarına sahip ülkelerde, doğum yönetimi tamamen ebenin görev, yetki ve sorumluluğunda. Dr. Odent’in saptadığı bir tespitte; ülkelerdeki kadın doğum hekiminin ebelere oranı. Ebelerin çoğunlukta olduğu ülkelerde sezaryen oranları daha az. Çünkü “ebe liderliğinde kesintisiz-sürekli bakım modelinde”, doğumun doğasına saygı var, kadının bedeninin zekasına, bilgeliğine güven var, rahim ağzının, doğum yolunun gevşemesine tanınan “zaman ve sabır” var. Doğum patolojik değil, fizyolojik normal bir durum görüşü hakim. Dolayısıyla bu holistik ve hümanist yaklaşım; sürecin merkezine konduğunda, süreç kendiliğinden akıp gidiyor.

Barış dolu yarınlar insan yavrusunun yaşamla ilk nasıl tanıştığından geçiyor

Şiddetin hat safhaya ulaştığı toplumlarda; barışın geldiği yer, insan yavrusunun doğum anıdır. Birşeyleri düzeltmeye, önce varoluşun ilk anından başlamak yerinde olur. Sezaryen farkındalık haftasında bir an durup, bunu düşünmek güzel olabilir. Doğum şekillerinin gelecek nesillere etkisine bir de bu bakışla bakmak, belki kadınların doğum seçiminde ve doğum profesyonellerinin bakımlarında farklılık yaratabilir. Bir insan yaratılırken, büyük bir aşk onu var eder. Gerek kadın ve erkeğin birbirine aşkı, gerekse de Yüce Yaradan ile ona yaklaşma arzusundaki ruhun arasındaki aşk. Ve bu aşk, doğum şekli her ne olursa olsun, saygıyı, kutsanmışlığı ve onurlandırmayı hak eder. Aşk’la yapılan, aşk’la beslenen gelecek nesiller bizim ışığımızdır.

Bu sitede yer alan tüm yazılı ve görsel materyaller emzirmedanismanligi.com sitesine ve site sahibine aittir. copyright © 2015 - 2021